Sabahları zınk diye kalkıp, iki dakika çişimi yapmaya, iki dakika elimi yüzümü yıkamaya, iki dakika dişimi fırçalamaya, iki dakika üstümü giymeye, iki dakika da ayakkabılarımı giymeye ayırıp on dakika içinde evden çıkmam marifet değil, biliyorum, eziyet, zulüm, en azından bana yazık bir şey...
Otobüs durağına doğru giderken ve otobüsü beklerkenki on dakikayı uykuma saymam, durakta beklerken cipli kırk kiloluk sarışın ve her daim kırmızı ışıkta beklerken elma yiyen, müzikten kafalarını sağa sola sallayıp, direksiyona ellerinin ucunu tıp tıp vuran sarışınlara içimden ettiğim küfürlerin edebiliği, otobüs geldiğinde sıranın bozulmasına ve herkesin ön orta arka kapı demeden otobüse tecavüz etmesine çıldırırken bir anda kendimi o sürünün içine, vatandaşın o tapılası haleti ruhiyesine bırakmam, malak huzuruyla içimin dolması, oturacak yer olmamasına ve ayakta da ancak "hocam ben biliyorum! pozisyonunda durulabilmesine karşın çantam ayakta seyahatime devam etmem, inerken koca götlü hanım ve beylerden ustalıkla sıyrılmam ve bunu çocukken öğrendiğim kütle çekim ve merkez kaç yasaları kurallarına uygun hareket etmemle becermem, bu kısa süreli haz seli elele kolkola oyununu sonlandırıp otobüsten zamanında inmem, biraz yürüyüp her zamanki simitçiden simit almam ama o "üçgen" peynirle birlikte simit alan kadınları beklerken sabırla gülümsemem, işyerine doğru yürürken patronun yine benden önce gelme ihtimaliyle kasılıp kimseler duymadan içeriye süzüleyim diye anahtarımı hiç bir zaman çantamda nereye koyduğumu hatırlayamadığım için can hıraş bir şekilde bütün gözlerini avuçlayıp arabalar çarpmadan karşıdan karşıya geçerken arayıp çıkarmam, ve bunu her gün saniyenin onda biri kadar daha azaltarak gözü kapalı yapacağım günlerin hevesiyle yapmam, apartmanın girişinde yan apartmanın birinci katında sigara içmek için balkonda bulunan ama her seferinde sanki çalıştığım fabrikanın ustabaşıymış gibi beni süzen yeşil vosvogen pololu kadına şöyle bir bakıp selamlayıp içeri girmem, marifet değil, olay da değil, biliyorum.
Ama bunları her gün yapmak kesin bir şeydir, bir yere varır abi ona eminim. Yoksa bu gün aslında dündü filminden farklı bir hayatım olmadığı için üzülmem, hayatın anlamsızlığı, sıradanlığı, saçmalığı, hayatın anlamının başka şeylerde olabileceği, sevgi, kelebek, börtü böcek, büyük şehrin güzelliği, büyük şehrin aslında küçük oluşu, hem de ülkenin kıç deliğine tekabül etmesi, harcanan gençliğim, niye harcattığım, yeteneklerimin körelmesi, yetenek diye bir şeyimin olmaması, en kötüsü farkına varmadan mezarımda güller bitmesi, artı değerlerimin başkalarınca değerlendirilmesi, okuduğum boktan kitaplar, okumadağım manyak kitaplar, zizek'i anlamak için harcadığım zaman, lacan'ı anladım diyerek osura osura geçirdiğim zamanlar, kadınları sevmek için harcamadığım zamanlar, kadınları sevdiğimi ama bir kadını sevmeyi başaramadığım zamanlar, onun beni sevip benim onu sevmediğim zamanlar, benim onu sevip onun beni sevmediği zamanlar, kaçırdığım sarışınlar, kaçırdığım paralar, kaçırdığım anlamlar, beni bulan esmerler, beni bulan borçlar, beni bulan saçmalıklar, tutulmayan sözler, tutmadığım sözler, tuttuğum sözler, tutulan sözler, on milyon baloncuklu tövbeler, ertesi tövbeyle garantili keyifler gibi bin bir türlü peynirli tatlı yüzünden kendimi çaresiz hissetmem gerekirdi.
Ama böyle değil, biliyorum, her pazartesi on numara, her çarşamba şans topu, her perşembe süper loto, her cumartesi sayısal loto oynuyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder