Yalnızlık utandı,
Dünya utandı,
Ben utandım.
Seni, o kocaman, ıslak kara gözlerini,
Kalın ve kara demir parmaklıklar ardına,
Otsuz, ağaçsız, arkadaşsız, eşsiz, çocuksuz,
Bir başına,
Ve de henüz bebekken,
Daha annenin sütünün kokusundan mest olurken,
Soğuk beton zeminli zindana,
Güle oynaya koyanlar,
Bu utançtan,
bu devasa yalnızlıktan,
bu kahreden acıdan para kazananlar,
Utanmadı!
Bir umutla yaşadın belki de bunca yıl,
Hatırlayamasan da anneni,
Onun sırtına tutunduğun gibi tutundun umuda,
Dedin ki;
Kim bilir,
Bir gün gelir açılır bu kalın zincirli kapı,
usul usul...
Güneşlidir üstüne üstlük o gün,
Göküyüzü de deli mavi...
Yorgun ve yaşlı,
Çatlak ve tembel ayaklarımı,
Ürkek ve şaşkın ve de
son kez basarak cehennemimin dibine,
Çıkarım...
Giderim...
Ardıma bakmam...
Gittikçe hızlanıp,
Hızlanıp, hızlanıp...
Öyle istiyorum ki koşmayı,
Bunun ne olduğunu bilmeden, koşmaya başlarım,
Dört ayak,
Soluk soluğa,
...salya sümük.
Sonrası,
Tanımadığım bir sessizlik,
Nasılsa varmışım “O”raya...
Bir ağırlık,
...yavaşlatıyor beni, duruyorum olduğum yerde,
Uzanıyorum boylu boyunca yere, kollarımı da iki yana açıyorum,
Bu ağırlık çok derin bir ağırlık, siz bilirsiniz, adı rahatlık,
30 yıllık acemiliğimle bırakıyorum kendimi rahatlığın kollarına,
Sarıyor bedenimi, dere yatağında akan su gibi öylece, izinsiz ve de istekli,
Bastırıyor beni göğsüne...
Aniden burnuma kokusu geliyor annemin,
Kapanıyor usul usul yorgun gözlerim,
Son ve derin bir nefes alıyorum...
Veriyorum....O dünyada kalıyor,
ben, gidiyorum...
Birkan Karaduman ANTALYA 22.03.2023 Fotoğraf; Diken
